31 Ocak 2011 Pazartesi

Meyve Aşıları

Fotoğrafa Şiirler

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan zamana bırakmak değil,
Zamanla bırakmamaktır..
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

 Nazım Hikmet


SAKLAMBAÇ 
Haydi saklan artık!
Bu ikimiz için de son fırsat!
Bak sayıyorum,
Hüznün biri,
hüznün ikisi,
hüznün üçü...

Üstelik başımı ilk seni seviyorum dediğim yerdeki yaslandığımız ağaca dayadım.

Hadi!

Çok uzaklara git
ki seni bulamayayım,
nereye gidersin bilmem!
Bir bulutun arkasına mı?
Bir düşün yamacına mı?

Ama git!

Ki gözümün yaşı da soluk alsın biraz.
Önüm,
arkam,
sağım,
Terk edilmeyen ebe!
                                                                     alıntı

 
Senin bir ceylan gibi o mahzun bakışını
  Ve ne varsa, öylesine yürekten sevdiğim o bakışta
Unutmadım, üst üste yığılan hüzünlü yıllarda
Fakat görüntün, zihnimde gitgide dumanlandı
...
Gün gelir, yürekte hüzün de söner artık
Ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde
Düşler de, anımsayışlar da silinir gitgide
Kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık…

İvan BUNİN
Çeviren: Ataol BEHRAMOĞLU


Şelâle...!

Endamlı bir kız durur, çayır tepede,
Yılın soluk yüzü, güz mevsiminde,
Salkım salkım üzüm koymuş sepete,
Bakışıp durduk öylece, biran göz göze...


Bir sevda türküsü söylenir, durur dilimde,
Ne ben kendimdeyim, nede o kendinde,
Söyle hele can kız, soyun, sopun, ismin ne?
Duydumki, adı şelâle... tadı şelâle...kadın şelâle...! ! !

                                                                 Ramazan Kocapinar



Gül biraz; bunca keder, bunca gözyaşı dinsin,
Gül biraz; şu gökkubbe kahkahanı işitsin.
Her gidenin ardından koşmaya değmez hayat,
Gelecekleri bekle, gidecek varsın gitsin.

Ümit Yaşar OĞUZCAN


               BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM
      Ben
      senden önce ölmek isterim.
   Gidenin arkasından gelen
    gideni bulacak mı zannediyorsun?
   Ben zannetmiyorum bunu.
    İyisi mi, beni yaktırırsın,
          odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.
      Kavanoz camdan olsun,
         şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin...
  Fedakârlığımı anlıyorsun :
       vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan
         senin yanında kalabilmek için.
     Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
    Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
     Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün,
   ta ki bir savruk gelin
    yahut vefasız bir torun
       bizi ordan atana kadar...
    Ama biz
   o zamana kadar
   o kadar
      karışacağız ki birbirimize,
         atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
       Toprağa beraber dalacağız.
       Ve bir gün yabani bir çiçek
         bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
     sapında muhakkak
     iki çiçek açacak :biri sen,biri de ben.
   Ben
     daha ölümü düşünmüyorum.
     Ben daha bir çocuk doğuracağım.
     Hayat taşıyor içimden.
     Kaynıyor kanım.
     Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
   ama sen de beraber.
  Ama ölüm de korkutmuyor beni.
         Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini.
             Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde.
            Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
          İçimden bir şey : belki diyor.
                                                                      18 Şubat 1945
      Nazım Hikmet Ran