10 Ocak 2017 Salı

Son dakika:Erdoğan'dan flaş 'başkanlık sistemi' açıklaması

Son dakika:Erdoğan'dan flaş 'başkanlık sistemi' açıklaması

8 Ocak 2017 Pazar

Karamanoğulları Devleti

Ekşi sözlükten iki alıntıyı buraya koyuyorum tarihi kısaca çok güzel toparlamışlar.

Anadolu beylikleri arasında en iri kıyım olanıdır. resmi tarihin sevmediği bir beyliktir. hatta resmi tarihte osmanlıyı arkadan vurmaya çalışan hainler gibi algılatılmaya bile çalışılır. tabi doğaldır, dünyanın neresinde olursa olsun iki grup
arasında çıkan egemenlik tartışmasının sonunda birinin diğerine baskın gelmesi, hegomon olması kaçınılmazdır. ancak bu egemenlik yarışında Türk dünyası açısından geri gidişi yaşatan, zedeleyen ve adil olmayan yönler vardır ki bu yönler yüzyıllara yayılacak kadar derin etkilere de sahiptir. Osmanlı zihniyeti ile Karamanoğlu zihniyeti temelde aynı olmakla beraber  ''ki buna kısaca Türkün yüce dileği denir'' bu zihniyet Osmanlı uygulamasında birkaç yüz yıl gibi kısa bir zaman diliminde farklı noktalara ulaşmış ve kahpe Bizans mantalitesinde ufalanarak yok olmak zorunda kalmıştır. Osmanlının, Karamanoğulları üzerinde egemen  olması ile Anadolu insanının kaderi de değişmiş, başka mecralara sürüklenmiştir. 
Bu çok tartışılan ve tartışılacak olan uzun bir konudur. Osmanlı, Karamanoğlu çatışması sadece birkaç bey arasında geçen bilek güreşinden daha fazla bir şeydir. tarihsel sürece bakıldığında bu açıkça görülür. Karamanoğullarının elemine edilmesi iki yüz yıldan fazla sürmüştür ki bu durum son derece enteresandır. Demek ki ortada beylikten öte kurumsal bir yapı vardır, devlet boyutunda mücadele söz konusudur. işte olaya böyle bakıldığında tablodaki başka ayrıntılarda görülmeye başlanır. Mesela bir derin Bizans konusu. Osmanlı bu mücadele sırasında Bizanstan ve tekfurlardan destek almıştır. Resmi tarih bunu açıktan yalanlamamakta ancak izlerini örtmeye çalışmaktadır. Karamanoğulları dönemin Anadolusunu yurt edinmiş en büyük Türk grubudur ve Selçuklu mirasına sahip çıkmaya çalışmaktadır. Türk kimliği ön plandadır. Bu kimliğe sahip çıkmanın bedeli ise en ağır bir şekilde kendilerine ödetilmiştir. Hatta biraz abartı gibi gelebilir ama bu sadece ve sadece Türk olmanın bedeli, aralıklarla hala ödetilmeye devam edilmektedir. Yani bırakın iki yüzyıl önceki Balkan millyetçiliğini, çeteleri ve saireyi bugün bile Yugoslavyanın dağılma sürecinde yaşananlar bunun en büyük kanıtıdır. Hatta bir adım daha ilerleyelim, mesela bu durum, Osmanlının tehcir politikasının ortaya çıktığı ilk örnek olma ayrıcalığına da sahiptir.
Gerçekten de Osmanlılar tüm gayretlerine rağmen Karamanoğullarını tamamen elemine edemediler. Belki bellerini kırdılar ama sonrasında tam manası ile kendilerini güvende hissedemediler, her an canlanabilir bunlar diye düşündüler. Bu endişe Osmanlının batıya açılımına da damgasını vurdu. Osmanlılar batıya doğru ilerlemek istiyorlardı ama Anadoluda bıraktıkları ve hiçbir zaman tamamen kendilerine bağlayamadıkları bu Türk grubuna da güvenmiyorlardı. Bu nedenle Karamanoğlullarından kalanları akıncı adı altında Rumeliye ve oradan da ön Avrupaya gönderdiler. Bu en savaşçı Türkleri bu yöntem ile orada kalmaya zorladılar. Nitekim bunu başardılar da. Bu nedenle uzun yıllar sonra bu defa tersine dönen Balkan tehciri sırasında ve daha sonrasında yıllar içersinde kademe kademe Anadoluya geri dönenler, oralarda devşirilenler değil, özbe öz Türklerdir. Kökleri yüzyıllar öncesinde ki bu çekişmelere dayanır. Onlar akıncıların torunlarıdır. şimdilerde bu dönüş azalarak da olsa hala devam etmektedir.

Karamanoğulları Beyliğinin ve tebasının yani Türkmenlerin, bu şekilde Bizans tarafından elemine edilmesi Anadolu Türklüğünün başına gelen en büyük felakettir. Burada Bizans tarafından elemine edilmesi sözcüğünü kullanmamın nedeni, Osmanlının kimi zaman gizliden, kimi zaman ise açıktan Bizans ile kurduğu ilişkilerdir. Bu ilişkiler çok kısa süre içersinde diplomatik veya ticari anlamdan öte akrabalık ve kan bağı ilişkilerine dönüşmüştür. Bu durum ilk olarak Rarhisar tekfurunun kızı Holofira'nın 
müslümanlığı kabul etmesi ve Nilüfer Hatun olarak Orhan Gazi'ye nikahlanması ile başlamış, sonrasında bu türden evlilikler kural haline gelmiştir. Nitekim otuzaltı Osmanlı padişahından sadece iki tanesi kan bağı anlamında Türkdür. Bunlar da Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi'dir. Bunun dışındakilerin tamamında kan bağı kırıktır. Hatta ilerleyen yıllarda Osmanlı sarayına Türkler girememiş, saray işleri tamamen devşirmelerin eline geçmiştir. Yine benzer şekilde Osmanlı siyasi ve askeri yapılanması da devşirmeler eliyle götürülmeye başlanılmıştır. Osmanlıda tanzimat sonrası filizlenen milliyetçi akımlar dışında Türkün yüce dileği tamamen unutulmuş, unutturulmuştur.

Bu olaylara yukarıdan ve uzunca bir perspektiften baktığımızda şunu görürüz. Anadolu Selçuklularından sonra Anadolu Beylikleri çatışmaya girdiklerinde o dönemde Anadolu insanı, hep dilimize pelesenk olan, kısaca reform ve rönesans dediğimiz aydınlanma sürecine Avrupadan çok önce girmişti. Yine o dönemde Selçuklu mimarisi en güzel eserlerini verirken, bir Şems, bir Mevlana, bir Yunus Emre ve dahi muadili olan bir Hacı Bektaş, bir Kaygusuz Abdal ve dahi pek çok gerçek akil adam o dönemin Anadolusunu yansıtıyordu.

Anadolu insanı, her ne kadar iç çekişmelerle ve peşi peşine gelen Haçlı seferleri ile yorulmuş bile olsa, tüm bunlar, kültürel manada zenginlik ve yakınlaşma yaratmıştı. Yine o dönemde Anadolunun egemen güçleri Arap kültürünün asimile edici etkisi altına girmedikleri için islam dini ve müslümanlık tüm güzellikleri ile yaşanmakta, bir kültür uygarlığının tohumlarını atılmakta idi. Tabi burada parantez arası şunu söylemek mümkündür. Türklerin Araplarla teması, müslümanlığı kabul döneminde en 
şiddetli noktada idi. Hatta Anadolunun kapıları sadece ve sadece müslümanlığı kabul eden Türklere açıktı. Ama burada dikkat çeken hadise, Türklerin müslümanlıktan önceki ruh yapısı ile müslümanlığı kabulden sonraki ruh yapısı arasındaki parelelliktir. Yani müslümanlığın kabulü ile Türkün yüce dileği arasında münazara doğmadı, hatta bilakis bunlar örtüştü. Zaten bu sebepledir ki Anadolu kapıları sadece müslüman Türklere yol verdi. Her neyse sonuçta, bu tarafa gelen Türkler arasında Anadoluya has bir müslümanlık anlayışı gelişti ki bu anlayış 1517 de Yavuz Sultan Selim tarafından kutsal emanetlerin getirilişi, buna bağlı olarak halifelik müessesesinin Anadoluya taşınmasına kadar sürdü. Daha sonrasında 
ise yavaşça ve ama sistematik olarak ezildi. Yine o dönemde şu an kullandığımız Türk abc’si olmadığı için Türkçe yazılırken Grek alfabesi kullanıldı. İşte Karamanoğullarının talip oldukları ve bu uğurda hem kendi kanlarını hem de diğer Türk soydaşlarının kanlarını döktükleri miras buydu. ama bu miras, Osmanlı tarafından değerlendirilemedi, kullanılamadı. Cariyeler, zevceler, şehzade anaları gerçek kimliklerini hiç unutmadılar, devşirmelerle el ele veren din uleması, yalan yanlış bir ümmetçilik söylemiyle önce Osmanlıya ve sonrasında tüm Anadoluya Türkü ve Türkçeyi unutturmaya çalıştı. Bu kısmen başarıldı da.

Bugün hali hazırda değişik adlar adı altında yapılmaya çalışılan yine budur. Sadece adı bizans değil de x dir, y dir. Kimbilir belki de hala Bizanstır, Pontusdur. bu nedenle meseleyi çok uzakta aramamak lazımdır. Ve evet, bu coğrafyada, Türk olmak hiç de kolay bir şey değildir.

Karamanoğulları (1256-1487)

Oğuzların Avşar boyuna mensuptular. Selçuklu sultanı İ.Alaaddin Keykubad tarafından iç-il'e yerleştirilmişlerdi. Nure Sofi'dan sonra oğlu Karaman Bey, Avşarların lideri olmuş ve kurulan beylik onun adını almıştır.

1256'da Ermenek tarafında kurulan beylik Moğollara ve Selçuklulara karşı amansız mücadelelere girişmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklulara isyan eden Hatiroğlu ve Şehzade Cimri ile iş birliği yapmış; Selçuklular'ın elinden Konya'yı alarak, Cimri'yi (Siyavuş) tahta oturtmuş idi. Mehmet Bey, farsça konuşan devlet adamlarına ve Moğollara tepkisini göstermek için, Türkçeyi resmî dil ilân etmesiyle tanınır. 

İlhanlıların yıkılmasından sonra Karamanoğulları Beyliği gücünü daha da artırmış, bölgedeki diğer beylikler ve özellikle Ssmanlılarla mücadele etmiştir. İlk Osmanlı-Karaman mücadelesi Alaaddin Ali Bey zamanında 
başlamış (1361) ve beyliğin sonuna kadar devam etmiştir. Fatih tarafından kesin olarak itaat altına alınan Karamanoğulları (1473), daha sonra oluşturulan Karaman Eyaleti ile merkeze bağlanmıştır (1487).

Karamanoğulları Beyliği, Osmanlıların en güçlü rakibi idi. Kendilerini, Selçuklular'ın mirasçısı olarak görmekteydiler. Bunu gerçekleştirmek için Osmanlılara karşı Timur, Memlûkluler ve Bizans ile iş birliği yapmaktan 
çekinmemişlerdir. Karamanoğullarının Türk tarihindeki yeri büyüktür. Onlar her dönemde hürriyet ve bağımsızlığın sembolü oldular. Anadolu'nun türkleşmesine ve Türk kültürünün gelişmesine hizmet ettiler. Ermenek, Konya, Karaman, Niğde vb. şehirleri büyük eserlerle âdeta süslemişlerdir.